Harika Yorumlar





Konu Bilgileri;
Konu : Ata sözleri (alfabetik siralama) - isteyen ekleme yapabilir
Yorumcu : Hy_Tr     
Yorum Sayısı : 2 Görüntüleme : 780
Etiketler: sözleri, alfabetik, siralama, isteyen, ekleme, yapabilir,
Cevapla  Gönder 
 
Değerlendir:
  • 25 Oy - 2.88 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5


Ata sözleri (alfabetik siralama) - isteyen ekleme yapabilir
12-19-2009, 06:45 PM
Mesaj: #1
yeni Ata sözleri (alfabetik siralama) - isteyen ekleme yapabilir

Ab - Ak

Abanın kadri yağmurda bilinir.
Her şeyin bir değeri vardır. Bir şeyin gerçek değeri (kadri) ise, ona gerçekten ihtiyaç duyulduğu zaman ortaya çıkar.

Abdala “kar yağıyor” demişler, “titremeye hazırım” demiş.
Yoksulluk ve sıkıntı içinde yaşayıp eziyet çekmekte olan kimseler, karşılaşacakları zor şartlardan endişe duymazlar. Çünkü onlar bu şekilde yaşamaya alışıktırlar.

Abdal ata binince bey oldum sanır, şalgam aşa girince yağ oldum sanır.
Kimi görgüsüz ve eğitimsiz kimseler bir rastlantı sonucu lâyık olmadıkları önemli bir işin başına geçseler ya da bir mevki elde etseler, aptalca davranmaya, o yerin adamı gibi görünmeye ve böbürlenmeye başlarlar. Dahası, bunun kendi hakları olduğunu da ileri sürerler.

Abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz.
Kimi insanlar yaptıkları işten zevk duyarlar ve onu bırakmak istemezler; bu işi sürekli olarak, tekrar tekrar yapmaktan da hiç bıkkınlık duymazlar.

Abdalın dostluğu köy görünceye kadar.
Çıkarı için yakınlık gösterip dostluk kuran kimse, beklediği yararı elde ettikten, işini yürütecek başka yollar bulduktan sonra sizinle olan ilişkisini keser.

Abdal (derviş) tekkede, hacı Mekke`de bulunur.
Hemen herkesin ilgi duyduğu bir alanı, kendine özgü bir işi vardır. İlgi duyduğu alan ya da iş neredeyse kişi de orada bulunur

Acele bir ağaçtır, meyvesi pişmanlık.
Telâşla, sabırsızca ve ivedilikle yapılan işler genellikle kötü sonuçlar doğurur; kişiyi pişmanlığın içine iter.

Acele ile menzil alınmaz.
Telâşlanıp ivmekle, sabırsız davranmakla daha çabuk sonuç alacağımız, başarı kazanacağımız sanılmamalıdır. Bilinmelidir ki her işin bir süresi vardır.

Acele işe şeytan karışır.
Düşünüp taşınmadan, çabuk davranılarak yapılan işten iyi sonuç beklenmemelidir; o iş ya yanlış ya da bozuk olur.

Acemi katır kapı önünde yük indirir.
Bir işin yabancısı olan, bir işe alışmamış, beceriksiz ya da anlayışsız kişi, kendisinden beklenen işi eksik yapar ve istenildiği gibi yerine getiremez; daha başlangıç anında veya en önemli yerinde işi bırakıverir.

Acıkan doymam (sanır), susayan kanmam sanır.
Uzun süre bir şeyin yokluğunu çekip ona ihtiyaç duyan kimse, o şeyden ne kadar çok elde ederse etsin tatmin olmaz; kendisine yetmeyeceği duygusu içinde bulunur.

Acıkmış kudurmuştan beterdir.
Bir şeyden uzun süre yoksun kalan kimse, onu gördüğü anda ele geçirmek ister; kendinden geçercesine ona saldırır, sanki kudurmuş gibidir, gözü hiçbir şeyi görmez, tek düşündüğü uzun süre yokluğunu çektiği o nesnedir.

Acındırırsan arsız olur, acıktırırsan hırsız olur.
Bir kimsenin acınmasına yol açar, başkalarını ona merhamete getirirseniz, o kimse yerli yersiz yardım dilemeye başlar ve gittikçe arsızlaşır; bunun yanında kimilerinin hakkını kısar, emeklerinin karşılığını vermez ve onları aç-yoksul bırakırsanız, onlar da hırsızlık yapmaya başlarlar.

Acı patlıcanı kırağı çalmaz.
Kötü durumda olan bir kimseyi, ortaya çıkacak yeni kötü durumlar etkilemez; pek çok zorluğa katlanabilir; çünkü o, böylesi kötü durumlara alışmıştır. Ayrıca, işe yaramayacak hâle gelmiş kimseler de, tutar bir yanları olmadığı için felâketlerden çekinmezler.

Acı (kötü) söz insanı (adamı) dininden (çıkarır), tatlı söz (dil) yılanı deliğinden (ininden) çıkarır.
Onur kırıcı, sert, kötü sözler insanı öfkelendirir; sabrını taşırır, çileden çıkarır, hoş olmayan davranışlara sürükler. Bunun aksine yumuşak, tatlı, hoş sözler de öfkeli, geçimsiz, saldırgan insanları yatıştırabilir; zarar vermelerinin önüne geçip onları doğru yola sokabilir.

Aç aman bilmez, çocuk zaman bilmez.
Aç, yemek yeme ihtiyacı olan, yemesi gereken kimsedir. Bu insanın düşüncesi de karnını doyurmaktır. Onun bu isteği kimi özürlerle giderilip geçiştirilemez, böyle yapılmak istenirse kimi anlamsız ve aşırı davranışlara kaymasına neden olunur. Çocuklar da bir şey istediler mi hemen onun yerine getirilmesini isterler, beklemek nedir bilmezler

Aç (arık) at yol almaz, aç (arık) it av almaz.
İş gördürülen kimselerden verim umuluyorsa onlar aç, yoksul ve zaruret içinde bırakılmamalı, her yönden tatmin edilmelidirler.

Aç ayı oynamaz.
Kendisinden iş beklenilen kimseden emeğinin karşılığı esirgenmemelidir; insan ya da hayvan olsun, çalışan mutlaka doyurulmalıdır.

Aç bırakma hırsız edersin, çok söyleme arsız (yüzsüz) edersin.
Yönetiminde bulunan, gözetiminde olan kimseleri maddî ve manevî yönden tatmin etmelisin. İnsanları bu yönlerden sıkıntıya düşürür, emeklerinin karşılığını vermez, kötü muameleye maruz bırakırsan yanlış yola saparlar; söz dinlemez olurlar, arsızlaşırlar.

Aç doymam, tok acıkmam sanır.
Uzun süre yokluk içinde olan aç insan elde ettiğinden çoğunu ister, tatmin olmaz, yetmeyeceği duygusunu taşır. Tok, yani varlıklı insan ise var olanla yetinir gibidir, elindekilerin bir gün gelip tükeneceğini düşünmez, yeni kazanç yollarına başvurmaz, dahası elindekileri bilinçsizce harcamaya devam eder.

Aç elini kora sokar.
Aç ve yoksul insan, zorunlu ihtiyaçlarını gidermek için canı pahasına bile olsa her türlü tehlikeye atılmaktan çekinmez.
Aç gözünü, açarlar gözünü.
Uğraşılarında, giriştiğin işlerinde uyanık bulunup dikkatli olman gerekir; yoksa umulmadık, beklenmedik bir anda büyük zararlarla karşı karşıya kalabilirsin. Bu belâdan sonra aklın başına gelir ama iş işten geçmiş olur

Açık ağız aç kalmaz.
Çalışan, didinen, ne istediğini bilen, bıkmadan usanmadan bunu dile getiren kişi geçim yolunu bulur; muhtaç duruma düşmez, aç kalmaz.

Açık yaraya tuz ekilmez.
Acısı ve derdi taze olan bir kimsenin üzüntüsünü artıracak söz ve davranışlardan kaçınmak gereklidir.

Açık yerde tepecik kendini dağ sanır.
Kıymetli, yetenekli kimselerin bulunmadığı veya az bulunduğu bir yerde, kendinde az da olsa bir şey bulunan kimse böbürlenmeye, büyüklük taslamaya başlar.

Açılan solar, ağlayan güler.
Hayatta hemen her şey bir değişimin içindedir, olduğu gibi kalmayıp tersine dönebilir, güzel çirkinleşebilir; mutsuz mutlu, yoksul da zengin olabilir.

Açın gözü ekmek teknesindedir (olur).
İnsanın tek amacı, öncelikle kendisi için gerekli, yaşaması için zorunlu olan, yokluğunu çektiği şeyi elde etmektir.

Açın karnı doyar, gözü doymaz.
1. Bir şeyin uzun süren yokluğu açlık ve doyumsuzluk duygusuna iter insanı; bu insan hiç doymamış, aç kalacakmış gibi davranır; gözü nesnelerde kalır, o nesneleri kaybedecek sanısına kapılır. 2. İhtiraslı kişi elindekiyle yetinmez, daha fazlasını ister.

Aç kurt bile komşusunu dalamaz.
Komşu hakkı çok yücedir. Komşuya hangi şartlarda olursa olsun, aç ya da zengin iyi davranılmalıdır. Çünkü toplumun dirlik ve düzenliği bir yönüyle buna bağlıdır.

Açma sırrını dostuna, o da söyler dostuna.
Sır özeldir ve gizli tutulmalıdır. Onun gerçekten duyulup yayılması istenmiyorsa, dosta bile açılmamalıdır. Açılırsa o da ağzından kaçırabilir ya da yakınına anlatabilir, bunu başkaları duyabilir, saklamaya çalıştığın şey sır olmaktan çıkar, yayılır.

Aç ne yemez, tok ne demez.
Yoksul kişi ihtiyaç duyduğu şeyin en kötüsüne bile razı olur; iyisini, kötüsünü arayacak durumda değildir. Oysa varlıklı kişi için durum farklıdır, o her zaman daha iyisini ister, en güzel şeylerde bile bir kusur bulur, mırın kırın eder.

Aç tavuk (düşünde) kendini buğday (arpa, darı) ambarında sanır (görür).
Yoksulluk çeken, varlık yüzü görmeyen kişi sürekli ihtiyaç duyduğu şeylerin hasretini çeker; kendisini onları elde etme hayaline kaptırır, olmayacak düşler kurar.

Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü.
Hoşuna gitmeyecek sözler söylenmesine, hakkında kötü şeylerin ortaya çıkmasına yol açmak istemiyorsan karşındakini kızdırma.

Aç tokun yüzüne bakmakla doymaz.
İnsan ihtiyaç duyduğu, sürekli yokluğunu çektiği şeyleri varlıklı kimselerde görmekle onlara sahip olmuş sayılmaz. Tatmin olabilmek için onları gerçekten elde etmelidir.

Adalet ile zulüm bir yerde barınmaz.
Bu iki şey tamamen bir birinin karşıtıdır. Hak, hukuk ve doğruluğun bulunduğu yerde zulüm olamaz, zalimler bulunamaz. Zulmün bulunduğu yerde ise hak yeme, sömürü, eğrilik, azgınlık vardır ve orada da ne adalet ne de âdil vardır.

Adam adama her daim muhtaç (gerek olur).
Tek başına yaşamak oldukça zor olduğundan insanlar bir arada yaşarlar, dayanışmaya gerek duyarlar. İhtiyaçlar bu sayede karşılıklı olarak giderilir. Bu bakımdan hiçbir insanı küçümseyip yararsız saymamalı; olur ki bir gün, hiçlenen o insanın yardımına gerek duyulabilir.

Adam adama yük değil, can gövdeye mülk değil (Adam adama yük olmaz).
Birileri gelip konuğumuz olabilir, evimizde kalabilir. Bu konuk tıpkı can gibidir; can nasıl gövdeye geldiği gibi gidiyorsa, konuk da günün birinde geldiği gibi gidecektir. Bu sebeple yanımıza gelen arkadaş, dost, yakın ve konuklarımızdan yaka silkmemeliyiz.

Adam adamdan korkmaz, utanır (hatır sayar).
Bir kimse kendisine yapılan kabalık, kötülük karşısında sert tepki göstermiyor, benzer bir şekilde karşılık vermiyorsa, bu korktuğundan değildir; hatır saydığındandır, utandığındandır, duygularına egemen olduğundandır.

Adam adam denmekle adam olmaz.
Değerleri olmadığı hâlde değer verip saygı duyarak, bazı unvanlar vererek, överek, pohpohlayarak bir kimseyi iyi yetişmiş, değerli bir kimse yapamayız. Gerçek şahsiyet, olgunluk, insana yakışacak durum, tutum ve davranış insanın kendinde bulunmalıdır.

Adam adamdır, olmasa da pulu; eşek eşektir, olmasa da çulu.
Bir kimsenin toplumdaki seçkin yeri ve önemi zengin ya da yoksul hâliyle ölçülemez. Kimi insanlar son derece yoksuldurlar ama kendilerinde bir adamlık vardır. Kimileri de zengindir ama insanlıktan nasiplerini almamışlardır. Dolayısıyla yoksul olmak insanın değerini düşürmez, zengin olmak da değerini artırmaz.

Adam adamı bir kere (defa) aldatır.
Bir kimse, huyunu suyunu bilmediği bir kişiye bir kez aldanır; bir daha aldanmaz. Çünkü bir kez aldanmış ve ders almıştır. Artık kendini ona göre ayarlar, karşı tarafın düzenbaz olduğunu bildiği için tedbir alır, düzenbaz ne derse desin inanmaz ve tuzağına düşmez.

Adama dayanma ölür, duvara (ağaca) dayanma yıkılır (kurur).
İnsanlar hayatları boyunca birbirlerine destek verirler, yardımcı olurlar. Ne ki her destek ve yardım sürekli olmaz. O hâlde insan, yapacağı işlerde başkalarının yardımına ve desteğine değil, öncelikle kendi gücüne, bilgi ve becerisine dayanmalı ve güvenmelidir.

Adam ahbabından bellidir (Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu diyeyim).
İnsan daha çok anlaştığı, huyunu suyunu bildiği, sevdiği, yanında bulunmaktan hoşlandığı kimselerle arkadaşlık kurar; dostluk eder. Dolayısıyla bir kimsenin iyi ya da kötü olduğu, arkadaşlık kurduğu kimsenin kişiliğine bakılarak anlaşılabilir.

Adamak kolay, ödemek güçtür.
Bir işi yerine getireceğim demek, davranışıyla ya da tutumuyla o işi yapacağım duygusu uyandırmak, umut vermek kolaydır. Ne var ki yerine getirmek ve yapmak güçtür. Çünkü bu, bir çabaya, bir maddeye ya da bir paraya dayanır; bunlar da zor sarf edilir şeylerdir.

Adamın (insanın) adı çıkacağına (çıkmaktansa) canı çıksın (çıkması yeğdir).
Toplumun bir insan hakkında verdiği yargı kolay kolay değişmez. Eğer bir adamın adı kötüye çıkmış, bu yanıyla şöhret bulup tanınmışsa, bu durum onun için katlanılmazdır. Nereye gitse kötü yanı yüzüne vurulacak, itilip kakılacak, aşağılanıp toplum dışına itilecektir. Böyle bir hayatı yaşamak, o insan için yaşarken ölmek demektir.

Adamın iyisi alış verişte belli olur.
Alışveriş bir insanın karakterini, iyi ya da kötü oluşunu belirleyen en önemli ölçütlerden biridir. Alışveriş her şeyden önce çıkara dayanır. Birçok insan da çıkarı için ahlâk kurallarını çiğnemekten kaçınmaz. Bunu anlamanın en iyi yolu da kişiyi alışverişte denemektir. Alışveriş sırasında hileye başvurmayan, hakkı gözeten, yalan söylemeyen, ahlâksız yollara sapmayan kimse iyi insandır.

Adamın iyisi iş başında belli olur.
İnsanı gösteren sözü değil, işidir. Bir insanın gerçek değeri; becerikli mi beceriksiz mi, çalışkan mı tembel mi, başarılı mı başarısız mı, iyi mi kötü mü olduğu yaptığı işlerle, çevresindekilere karşı takındığı tutumla ölçülür.

Adamını yere bakanından, suyun ağır (sessiz) akanından kork (sakın).
Genellikle sessiz akan sular derin ve tehlikeli olurlar. Bir olay karşısında duygu ve düşüncelerini açığa vurmayan, niyetini belli etmeyen, sessiz kalan kimseler de ağır akan suya benzerler. Sinsidirler, içlerinde besledikleri kötülükleri hissettirmezler, bu bakımından sakıncalıdırlar.

Adam olana bir söz yeter.
İyi yetişmiş, kişilikli, anlayışlı, duyarlı kişiler kendilerine söylenen sözü, ilk söylenişinde anlarlar ve sözün gereğini yerine getirirler. Bir sözü defalarca söyleten, söyleyeni zorlayan, çıkmaza sokan kimselerde ise, bir kavrayış noksanlığı, bir ahlâk eksikliği var sayılabilir.

Âdemoğlu (insanoğlu) çiğ süt emmiştir.
Başlangıcından bu yana nankörlük insanoğlunun değişmez bir sıfatı olagelmiştir. Yapılan bir iyiliğe karşı, çokluk kötülükle cevap vermek, insanın atamadığı huylarındandır. Sanki bu, insanda değişmez bir hâldir. Bu bakımdan insanoğlu güvensizdir, ona karşı daima dikkatli olunmalıdır.

Ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olur.
Büyüklerin küçükler üzerinde büyük bir etkisi vardır. Çocuklar, çokluk büyüklerini örnek alırlar. Onlardan ne görürlerse onu yapmaya çalışırlar. Bu sebeple, anne-babanın çocuklar, büyüklerin de küçükler üzerindeki etkisi, eğitim açısından oldukça önemlidir.

Ağacı kurt, insanı dert yer.
Ağaç kurdu, içine yerleştiği bir ağacı veya tahtayı özünden, içten içe yiyerek çürütür ya da kurutur. Dert ve üzüntü de tıpkı ağaç kurdu gibidir. İnsanı içten içe yıpratır, perişan eder, dayanıksız kılar, yiyip bitirir.

Ağaç kökünden yıkılır.
Ağacı ayakta tutan, onu toprağa bağlayan kökleridir. Onun bütün dallarını kesebilirsiniz, ancak yıkamazsınız. Yıkmak için köklerini topraktan çıkarmak zorundasınız. Bir aile, toplum ya da düzen de tıpkı ağaç gibidir. Onu da ayakta tutan bir temel (kök) vardır. Kimi ayrıntılarını (dallarını) yok edebilirsiniz, ancak yıkıp bozamazsınız; yıkmak için temelini sarsmak, ana noktalarını bozmak zorundasınız.

Ağaç yaprağı ile güzeldir (gürler).
Bir ağacı güzel gösteren, verimli kılan, canlı tutan yaprakları, çiçekleri ve meyveleridir. Varlığını ancak bunlarla kanıtlar. İnsanlar da böyledir. İnsan ailesi, çocukları, yakınları ve dostları ile bir bütün oluşturup varlık gösterebilir. Eğer bunlardan mahrum olursa yapraksız, çiçeksiz ve meyvesiz bir ağaç gibi kalır ortada; cansız, kurumuş gibi, güçsüz ve verimsizdir.

Ağaç yaş iken eğilir.
Çocuklar mutlaka küçük yaşta eğitilmelidirler. Bu yaşlarda işlenmeye, her türlü bilgiyle donatılmaya elverişlidirler. Zaman geçip de büyüdükçe eğitilmeleri zorlaşır. Yaşlı insan kolay kolay eğitilmez. Onlar tıpkı kuru bir ağaç gibidirler. Eğilmezler, buna zorlanırlarsa kırılırlar. Bu sebeple onlara yeni bir davranış kazandırmak imkânsız gibidir.

Ağılda oğlak doğsa ovada otu biter.
Yüce Allah, her canlıyı yaratırken onunla birlikte rızkını da yaratır. Ancak insanlar aç gözlülük edip kimilerinin hakkını gasbederler, rızklarına el koymaya çalışırlar. Dolayısıyla kimileri aç ve yoksul kalır. İnsanlar bu tavırlarından vazgeçmiş olsalar, herkesin rızkının kendisine yeter olduğu apaçık ortaya çıkacaktır.

Ağır giden yol alır, hızlı giden yolda kalır.
Gittiğimiz yolda, tuttuğumuz işte ilerlemek istiyorsak acele edip telâşa düşmemeliyiz. Yavaş yavaş ama güvenli, gerekli bir tempoda, emin adımlarla yürümeliyiz. Böyle hareket etmezsek, aceleciliğimiz yüzünden sürçebilir, yolumuzu şaşırabilir, sonuca da ulaşamayız.

Ağır kazan geç kaynar.
1. Herkesin anlayış yeteneği bir değildir, öğrenme kabiliyetleri de farklıdır. Kimi kalın kafalı kimseler bir meseleyi oldukça geç ve zor kavrarlar. 2. Bazı beceriksiz, tembel kişiler işlerini geç yaparlar ve zamanında yetiştiremezler. 3. Ağırbaşlı, olgun kimseler bir olay karşısında hemen öfkelenip telâşlanmazlar.

Ağır ol, batman gelesin.
Temkinli, ağırbaşlı, ölçülü ol ve dengeli hareket et ki, itibar göresin; sevilip sayılasın. Çünkü hafif meşrep, sulu, çabuk kızıp taşkınlık gösteren, aceleci kimseler toplumda pek sevilip yer edinemezler.

Ağır taş batman döver (yerinden oynamaz).
Tutarlı, ölçülü, ağırbaşlı, temkinli kimselerin toplumda etkin bir yerleri, ayrıcalıklı bir kişilikleri vardır. Bu ayrıcalıkları sebebiyle onlara kolay kolay kimse ilişmeye cesaret edemez, onları hırpalamaya öyle herkesin gücü yetmez, dolayısıyla ister istemez saygı görür ve yerlerini korurlar.

Ağır yongayı yel kaldırmaz.
Davranışları ölçülü, sözleri yerinde, temkinli ve ağırbaşlı olan insanlara dış etkenler, niyeti bozuk kimseler kolay kolay zarar veremezler.

Ağız yer, yüz utanır.
İkram kabul eden, armağan alan kişi, bunları kendisine sunan kimsenin istediğini yerine getirme zorunluluğunu duyar; bir borçluluk duygusuyla bu isteği reddetmeye utanır, istemese de işi yapar.

Ağlamayan çocuğa meme vermezler.
Hakkımızın yendiği yerde susup sonuca katlanmak doğru değildir. Susar, sesimizi çıkarmaz, hakkımızı aramazsak kimse bize yardım elini uzatmaz; hakkımızı vermez. Onun için hakkımızı arama yoluna gitmeli ve bu yolda sesimizi duyurmalıyız.

Ağlatan gülmez.
Başkalarına zulmeden, sıkıntı veren, çile çektiren kimselerin kötülükleri karşılıksız kalmaz; günün birinde bu dünyada ya da öteki dünyada kendisine döner, yaptıklarının cezasını mutlaka çeker, o da ağlar.

Ağrısız baş mezarda gerek (olur).
Yaşayan her insan dertten, çileden yakasını kurtarabilmiş değildir. Yaşadıkça da kurtaramayacaktır. Dolayısıyla dertsiz insan ancak mezarda bulunur. Bu demektir ki, insan dertten ancak ölünce kurtulacaktır.

Ağustosta gölge kovan, zemheride karnın ovar.
Vakit ve fırsat varken (yazın) çalışmayan, tembel tembel oturan, keyfini düşünen kimse, fırsat kaçtıktan sonra, çalışmanın zor olduğu günlerde (kışın) geçim sıkıntısı çeker; perişan olur, aç kalıp yoksul düşer.

Ah alan onmaz.
Zulmeden, hak yiyen, kötülük yapan ve bu sebeple birilerinin bedduasını alan kimse iflâh olmaz; onun sonu iyi değildir, yaptıklarının cezasını mutlaka görür.

Ahlatın (armudun) iyisini ayılar yer.
Değerli, güzel ve iyi şeyler çoklukla onlara lâyık olmayan kimselerin eline geçer ve onlarca kullanılırlar. Bu da gösteriyor ki, insanlar gelişen olaylara çok kez engel olamazlar.

Ahmağa yüz, abdala söz vermeye gelmez.
Anlayışı kıt, beceriksiz, yüzsüz ve yılışık, çıkarcı kimselere gereksiz yere yakınlık gösterilmemelidir. Yoksa bu yakınlığı kötüye kullanabilir. Yerli yersiz karşınıza çıkıp sizi rahatsız ve huzursuz edebilir. Bu gibi kimselerle kurulacak ilişkilerde dikkatli olunmalıdır.

Ahmak iti yol kocatır.
Bazı insanların girişimleri, uğraşıları, didinmeleri, yaptıkları işleri ahmaklıkları yüzünden sonuçsuz kalır; yıpranmalarına yol açar. Bunun böyle olmasının sebebi, işe iyi düşünmeden, plân yapmadan girmiş bulunmaları, karşılarına çıkacak aksilikleri hesaplamamış olmalarıdır. İşte böylesi bir giriş, onları tekrar tekrar yapmak zorunda bırakmış, zaman kaybettirmiş, yormuş ve yıpratmıştır.

Akacak kan damarda durmaz.
“Takdir, tedbiri bozar” derler. Bir zarara uğramak, önemli bir şeyimizi kaybetmek kaderimizde varsa, ne yaparsak yapalım, ne önlem alırsak alalım bunun önüne geçemeyiz. Bugün ya da yarın, er veya geç olan olacaktır.

Ak akçe kara gün içindir.
Emek vererek, alın teri dökerek kazandığımız para, sıkıntılı anlarımız ve zor günlerimiz içindir; bizi darlıktan bu para çekip kurtarır, rahata erdirir. Dara düşülen günlerimizde bu parayı harcamaktan da geri durmamalı, çekinmemeliyiz.



Bu Konuyu Sosyal Ağ Web Sitelerinde Paylaşabilirsiniz...
 
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
12-19-2009, 06:50 PM
Mesaj: #2
RE: Ata sözleri (alfabetik siralama) - isteyen ekleme yapabilir

<font color="darkred">Atlar nallanırken kurbağa ayağını
uzatmaz.</font><br>Meydanda olan şu ki, insana değer, nitelik ve kişiliğine göre
davranılır; iş verilir. Bu bakımdan kişi başkalarını ilgilendiren konularda
ortaya atılmamalıdır. Ayrıca, değersiz bir kimse de kıymetli ve nitelikli
kişilere gösterilen ilgiyi ne beklemeli, ne de ummalıdır.<br><br><font color="darkred">Atlasa kıl yapışmaz.</font><br>Dürüst, temiz, kötülükten uzak,
işinde başarılı kimseler hakkında söylenen karalayıcı sözler, yapılan iftiralar
havada kalır; boşuna söylenmiş olur, onlara bu sözlerin mazarratı
bulaşmaz.<br><br><font color="darkred">At ölür, itlere bayram olur.</font><br>Kimi
yararlı, kıymetli, şahsiyet sahibi kimselerin ölmesi; bulunduğu görevden
ayrılması ya da alınması kimi çıkarcı, kıskanç ve aşağılık kimselerin işine
gelir; onların sevinmesine yol açar.<br><br><font color="darkred">At ölür meydan
kalır, yiğit ölür şan kalır.</font><br>Dünyadaki her canlı gibi at da ölümlüdür.
Günü gelince o da bu dünyadan ayrılır. Ama onun koştuğu, gezdiği meydan onunla
gitmez; kendisinden sonrakilere kalır ve onu hatırlatır. İnsan için de durum
atınkinden farklı değildir. O da ölümlüdür. Doğacak, yaşayacak ve ölecektir. Ne
var ki, bu dünyadan ayrılırken bıraktığı izler sürüp gidecektir. İnsanlar bu
dünyada bu izleriyle anılacaklardır. Önemli olan dünya hayatında iyi bir iz
(nam) bırakmak ve rahmetle anılmaktır. Bu bakımdan kişi daha yaşarken adını
yaşatacak iyi işler yapmalıdır. Unutulmamalıdır ki, yaşarken iyi işler yapan,
iyi eserler bırakan kişiler öldükten sonra da unutulmazlar; onları tanıtan
eserleriyle de gelecek kuşaklara taşınırlar.<br><br><font color="darkred">At
sahibine (biniciye) göre eşer (kişner).</font><br>Yönetilen veya buyruk altında
çalışan kişi, tutumunu ya da çalışmasını yöneticisinin tavrına göre ayarlar. Bu
sebeple yönetilen değil yöneten, çalışan değil çalıştırıcı daha
önemlidir.<br><br><font color="darkred">At yiğidin yoldaşıdır.</font>Çok açık
olarak bilinen bir şey ki, göçebe bir millet olan Türkler için at, savaşta ya da
barışta candan bir dosttur. Hemen her saati onunla geçer. At, Türkler için
soyluluğun, yiğitliğin, vefakârlığın, yararlılığın ve inceliğin bir sembolüdür.
Silâhsız er düşünülemediği gibi, atsız er de düşünülmemiştir. Dolayısıyla at,
Türk`ün edebiyatına girmiş ve önemli bir motif oluşturmuştur. At hakkında şiir,
menkıbe, masal, atasözü söylenmiş; risaleler kaleme alınmış, âdeta ona insan
gibi muamele edilmiştir.<br><br><font color="darkred">Ava gelmez kuş olmaz, başa
gelmez iş olmaz.</font><br>Uçsuz bucaksız gökyüzünde uçan, istediği yere
ulaşabilen kuşlar bile avlanmak tehlikesinden kurtulamazlar. Hele usta avcılar
da varsa tehlike daha da artar. İnsanlar da benzer biçimde tehlikelerden uzak
değillerdir. Hiç ummadıkları çeşitli felâketlerle karşılaşabilir, dert ve
sıkıntılara düşebilirler. İnsan kendini ne kadar güvenlik alanına çekmeye
çalışırsa çalışsın dert, sıkıntı, tehlike, kaza ve türlü işlerden yakasını
kurtaramaz.<br><br><font color="darkred">Ava giden avlanır.</font><br>Bir çıkar
sağlamak için birilerine tuzak kuran, onları aldatan, onlara zarar vermeye
çalışan kimse, yapmaya çalıştığı kötülüğe kendisi düşer; zarara
uğrar.<br><br><font color="darkred">Av avlayanın, kemer bağlayanın.</font><br>Bir
uğraş vererek bir şeyi ele geçiren kimse, onu hak eder; o, onundur. Doğrusu ve
yakışık alanı da budur. Aksini düşünmek yanlıştır. Bunun yanında, bir şey, onu
kullanmasını becerip faydalanmasını bilenindir.<br><br><font color="darkred">Avrat
var ev yapar, avrat var ev yıkar.</font><br>Kimi becerikli, iyi huylu kadınlar
vardır ki, yoksulluk içinde bile olsa onlar eve bir çeki düzen verir; temiz
tutar, evi yaşanacak hâle getirirler; içten, samimî davranışlarıyla yuvalarını
mutlulukla doldururlar. Kimi kadınlar da vardır ki, huysuzlukları,
beceriksizlikleri, kötü davranışlarıyla ailenin düzenini ve mutluluğunu
bozarlar. Bolluk içinde bile olsalar, onların tertipsizlikleri, düzensizlikleri,
beceriksizlikleri yüzünden ailede huzur kalmaz; onların bu tabiatları yüzünden
aile kötüye gider, perişan olur ve sonunda yıkılır.<br><br>Ayağa değmedik taş
olmaz, başa gelmedik iş olmaz.<br>Hayat öyle pürüzsüz, gailesiz değildir.
İnsanoğlu yaşadığı hayat süresince çeşitli engeller, güçlükler ve olaylarla
karşılaşır. Sıkıntılara, çeşitli felâketlere uğrar. Kimi zaman tersi de olmaz
değildir, rahata ve mutluluğa da kavuşur.<br><br>Ayağını sıcak tut, başını
serin; gönlünü ferah tut, düşünme derin.<br>Sağlıklı olmak, türlü hastalıklardan
korunmak için ayağı sıcak, başı da serin tutmak oldukça faydalıdır. Beden
sağlığımızı düşündüğümüz gibi ruh sağlığımızı da düşünmek zorundayız. Bunun için
de her sorunu dert etmemeli, olur olmaz şeylere üzülmemeliyiz; sabırlı ve geniş
gönüllü olmalı, rahat hareket etmeliyiz.<br><br>Ayağını yorganına göre
uzat.<br>Dengeli yaşamak isteyen insan mutlaka gelirini, giderine göre
ayarlamalıdır. Harcamalar geliri aşmamalı, imkânlar zorlanmamalıdır. Aksine bir
hareket bütçeyi sarsar, dengeyi bozar.<br><br>Ayağı yürüten baştır.<br>Bedensel
hareketlerimizin tümü beynin bulunduğu kafaya bağlıdır, kafaya göre bir yön
tutar ve gelişir. Bunun gibi bir işçinin verimli iş yapmasını, bir toplumun
dirlik düzenlik içinde yol tutmasını da başta bulunan yöneticiler
sağlar.<br><br>Ayı görmeden bayram etme.<br>Müslümanlar Ramazan orucuna gökte
hilâli (ay`ı) görünce başlarlar; oruç bitince, yani bir ay sonra yine gökte
hilâli görünce bayram ederler. Ayı görme işi de son derece dikkat isteyen bir
iştir. İnsanlar ayı görmeden nasıl bayram yapamıyorlarsa, sen de bir iş
gerçekleşmeden ona oldu gözü ile bakıp de sevinme; dikkatli ol, ola ki bir sebep
yüzünden iş gerçekleşmeyebilir, üzülebilirsin.<br><br>Ayıpsız yâr (dost) arayan,
yârsız (dostsuz) kalır.<br>Hemen her şeyin, her insanın bir kusuru, bir eksiği
vardır. Hatasız kul olmaz. Dolayısıyla insanın mükemmel bir dost, arkadaş ve
sevgili aramaya çalışması boşunadır. Böyle bir dost bulamayacağı gibi, dostsuz
kalması da mümkündür. Bu bakımdan insan bir şey elde etmek, bir dost bulmak
istiyorsa onları kusurları ile kabul etmeye hazır olmalıdır.<br><br>Ay ışığında
ceviz silkilmez.<br>Bir işten iyi, verimli bir sonuç alınmak isteniyorsa, o işin
şartları da, araçları da yeterli ve uygun olmalıdır. Aksi takdirde kötü bir
sonuçla karşı karşıya kalması mukadder olur.<br><br>Aza demişler: “Nereye?”,
“Çoğun yanına” demiş.<br>Çok, her zaman azdan daha baskın çıkar. Bu bakımdan
genellikle her şeyin azı, çoğa boyun eğer; yahut az, çoğa uyar. Büyük sermaye,
küçük sermayeye fırsat vermez; onu idare eder. Bir toplumda çoğun oyu, azın
oyunu geçersiz kılar; dolayısıyla az oy sahipleri, çok oy sahiplerine uymak
zorunda kalırlar.<br><br>Aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz.<br>Kim ki
elindekinden hoşnut olmuyor, onu yeter bulmuyor, onunla yetinmiyor, daha
fazlasını istiyor ve onu hor görüp geri çeviriyorsa büyük bir hata işliyor
demektir. Çünkü çoklar, azların (küçük şeylerin) birikmesiyle meydana gelir.
Küçük şeylere sahip çıkmayan, onların birikmesiyle olmuş olan çoğu da kaybetmiş
sayılır.<br><br>Azıcık aşım, kaygısız (ağrısız) başım.<br>Aralıksız çalışarak,
çeşitli sıkıntılara katlanarak, amansız zorluklara göğüs gererek zenginlere özgü
bir hayat yaşamaktansa, didişmelerden ve çekişmelerden uzak, gösterişsiz ve
sakin bir hayat sürmek daha yeğdir<br><br>Az söyle, çok dinle.<br>Dinlemek,
öğrenmenin güzel bir yoludur. Kulak vererek dinleyen insan pek çok şey
öğrenebilir. Oysa çok konuşan insanda yanılma payı (özellikle bilmediği
konularda) çok olur, hata yapma ihtimalî de artar. Ayrıca kişi yanlış ve çok
konuşmalarıyla çevresindekileri rahatsız da edebilir.<br><br>Az tamah çok ziyan
getirir.<br>Elindekiyle yetinmeyen, daha fazlasını isteyen, isteklerine kavuşmak
için çeşitli yollara başvuran insan, bu tutumundan ötürü zarara uğrar. Çünkü aç
gözlülüğün sebebiyle ihtiyatsız davranmış ve tehlikenin içine düşmüştür. Bu gibi
kişiler kimi zaman ellerindekileri de kaybederler.<br><br>Az veren candan, çok
veren maldan.<br>Varolalı beri insan, insanın yardımına ihtiyaç duymuştur. Bu
bakımdan ihtiyaç sahibine yardımda bulunmak bir insanlık görevi hâline
gelmiştir. Kimi yoksul kimseler birilerine yardım ya da armağan olarak bir şey
verirlerse (küçük de olsa) bu onlar için bir fedakârlıktır. Çünkü verdikleri
şeyden kendilerinde de yok denecek kadar az bulunmaktadır. Dolayısıyla
yardımları ya da armağanları yürekten, içten ve candandır. Bunun yanında zengin
olanın yapacağı yardım, fakirin yaptığı yardımdan daha fazla olabilir. Ancak bu
onun için fedakârlık sayılmaz. Çünkü ihtiyacından fazla olan malından vermiştir.
Dolayısıyla verdiği malın yoksulluğunu çekmiyordur o.<br><br><br>Baba koruk
(ekşi elma, erik) yer, oğlunun dişi kamaşır.<br>Bir babanın yaptığı kötü iş,
sürekli tekrarladığı uygunsuz hareketler her nedense aileye yüklenmeye
çalışılır. Toplum içinde de bunun sıkıntısını en çok, çocuk çeker; en çok o, güç
duruma düşer.<br><br>Baba malı tez tükenir, evlât gerek kazana.<br>Çoklukla
insanlar bir emek vererek kazanmadıkları malın değerini pek bilmezler, meğer ki
bu baba malı ola. Babadan kalan mal, mülk ya da para hazır olduğu, değeri de pek
bilinmediği için kolay ve çabuk harcanır; tez biter. Bu bakımdan babadan kalan
mirasa güvenip çalışmamak, bir kazanç yolu tutmamak son derece sakıncalıdır.
Kişilik sahibi olan kimse ise baba malına güvenmez, alın teri dökerek kazanmaya
çalışır, kazandığının değerini de bilir, ona sahip çıkar, dolayısıyla onu
dikkatle harcar.<br><br>Baca eğri de olsa duman doğru çıkar.<br>Dürüst, doğru,
iyi ve güzel vasıflarını doğuştan getiren insan, ne denli bozuk, elverişsiz
ortamlarda bulunursa bulunsun niteliklerini kaybetmeyip korur. Bu durum nesneler
için de geçerlidir.<br><br>Bağa bak üzüm olsun, yemeye yüzün olsun (Bağda izin
olsun, üzüm yemeye yüzün olsun).<br>Bir bağın bağ olması için gereken bakım
gösterilmelidir. Üzümler zamanında budanmalı, gübrelenmeli, çapalanmalı ve
sulanmalıdır. Bu yapılmazsa o bağdan istenilen üzüm alınamaz. Bu da bize
gösteriyor ki emekle üzüm arasında sıkı bir ilişki var. Bir kişi bir şeyden
verim bekliyor, fayda temin etmek istiyorsa gereken çabayı göstermeli; gerekli
harcamalardan kaçmamalı, o şeye iyi bakmalıdır. Aksi takdirde o şeyden
yararlanmaya yüzü olmaz.<br><br>Bağla atını, ısmarla Hakk`a.<br>Hayvanların bir
yerde durmaları isteniyorsa onları mutlaka bağlamak gerekir. Bu durum at için de
geçerlidir. Eğer onu başı boş bırakırsak oradan uzaklaşıp kaybolabilir, başına
türlü hâl gelebilir. Bunun gibi pek çok şeyde önce tedbir alınmalı, sonra da
Allah`a havale etmeliyiz. Kısacası önce tedbir, sonra tevekkül her işte kural
olmalıdır.<br><br><br>Bağlı koyun yerinde otlar.<br>Nasıl ki bağlı koyun, bağlı
olduğu ipin izin verdiği sınırların dışına çıkıp otlayamıyorsa, kimi insanlar da
ellerinde olan imkânın dışına çıkıp iş göremezler; ellerindeki imkân ne kadarsa
o kadar başarılı olurlar. Fazla imkânlara kavuşmak, becerikli insanların daha
verimli ve başarılı olmalarına kapı aralar. Bu sebeple onlara gerekli olan imkân
ve fırsat verilmelidir.<br><br>Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur.<br>İster bağ,
ister iş yeri, isterse bir eşya olsun, ona gerekli bakımı gösterirsek
beklediğimiz faydaya kavuşuruz. Bir bağa bakmaz, onu çapalamaz, budamasını
yapmaz, yabancı otlardan temizlemez ve gübrelemezsek bir zaman sonra onu dağa,
verimsiz bir yere dönmüş görebiliriz. Bakımı olmayan bir iş yeri, bir eşya için
de durum bundan farklı değildir. <br>Bakımdan uzak tutulmuş bir iş yerinde düzen
gözetilmezse aksaklıklar giderek büyür, önü alınamaz olur, sonunda iş yeri
iflasın eşiğine gelebilir. Bir eşyanın bozuk, kırık, eksik bir yanı yerinde ve
zamanında giderilmezse, o eşya bir süre sonra kullanılamayacak hâle gelir.
Unutulmamalıdır ki, bakılan ve onarılan şeyler ancak yararlanılacak şeyler
olarak ortada kalır.<br><br>Bakmakla usta olunsa, köpekler (kediler) kasap
olurdu.<br>Öğrenmenin esası denemeye ve yapmaya dayanır. Bir şey, başkasının
yaptığı işe bakılarak öğrenilemez. Eğer bilgi ve becerinin de kazanılmasının
yapmaya dayandığı düşünülürse, bir işin öğrenilmesinin seyretmeye değil, bizzat
denemeye ve o iş üzerinde çalışmaya bağlı olduğu daha açıkça görülür. Ustalık da
ancak böyle elde edilir.<br><br>Bal bal demekle ağız tatlanmaz.<br>Bir şeyin
yalnızca adını etmekle, onun hakkında tatlı sözler söylemekle o şeye kavuşulmaz.
Önemli olan gerekli girişimlerde bulunup onu ele geçirmek için uğraş
vermektir.<br><br>Balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir.<br>Çoklukla
düşünüp taşınmadan, olacakları hesaplamadan işe kalkışan insan, bu
ihtiyatsızlığı sebebiyle bir felâkete düştükten sonra aklını başına toplar;
kendine gelip uyanır. Ama dövünmesi, çırpınması bir fayda vermez; çünkü iş işten
geçmiş olur.<br><br><br>Balık baştan avlanır.<br>Bir yeri yöneten oraya hâkim
demektir. Eğer bir yeri ele geçirmek istiyorsan, oranın hâkimi olan yöneticileri
ele geçirmen yeter.<br><br>Balık baştan kokar.<br>Gerek bir aile, gerek bir
topluluk ve gerekse bir ülkede baştaki yöneticilerin niyetleri ve tutumları
bozuksa o yerdeki her şey de bozuk ve düzensiz olur. Ortada değerini koruyan bir
şey kalmaz.<br><br>Balın olsun tek, sinek Bağdat`tan gelir.<br>1. Yeter ki
malın, mülkün ve paran olsun; ondan faydalanmak isteyen pek çok kimse olduğuna,
hatta bunlardan kimilerinin çok uzaklardan geldiğine bile şahit olacaksın. 2.
Kıymetli bir malın mı var? Kaygılanma, onun müşterisi eninde sonunda mutlaka
çıkıp gelir.<br><br>Balta değmedik (girmedik) ağaç (orman) olmaz.<br>Hayat öyle
çetrefilli bir yoldur ki, zorluk, felâket ve acılarla karşılaşmayan, bir zarar
görmeyen kimse yoktur.<br><br>Bal tutan parmağını yalar.<br>Başkalarına yararı
dokunan yerlerde çalışan, onlara iyi ve güzel şeyleri sunmakla görevli bulunan
kimse, ürettiğinden ya da dağıttığından kendisi de faydalanır. Genellikle bu
tutum da hoş görülmeye çalışılır. Çünkü o görevi yapan bunu hak ediyor kanaati
yaygın hâle gelmiştir.<br><br><br>Bana benden her ne olursa, başım rahat bulur
dilim susarsa.<br>1. Hemen her kişi kendi geleceğini kendisi hazırlar. Kendisine
gelecek zararların ya da faydaların tümü onun tutumuna bağlıdır, her şeyin
sorumlusu o olur. 2. Ne söylediğini bilmeyen, sözlerinin onu nereye
ulaştıracağını hesap etmeyen, lüzumsuz ve çok konuşan kimse, dili yüzünden
çeşitli zararlara uğrar. Aksine diline bir çeki düzen veren, susmasını bilen ve
ancak gerektiği yerde konuşan kimseler bu belâlardan uzak olur.<br><br>Bana
dokunmayan yılan bin yaşasın.<br>Bazı bencil, çıkarcı kimseler vardır ki, onlar,
sırf kendilerine zarar vermiyor diye kötülük yapan kimselere engel olmazlar.
Onların başkalarına kötülük yapmalarına, bu kötülüklerinin bütün bir toplumu
zarara uğratmalarına ses dahi çıkarmazlar; onlara dokunmamaya çalışırlar. Oysa
bu tavır son derece yanlıştır. Yalnız kendimizi değil, toplumun diğer
bireylerini de düşünmek zorundayız. Bana ne demek, nemelâzımcı olmak toplumun
dirlik ve düzenliğini temelden bozacak bir harekete yol açar.<br><br>Baskın
basanındır.<br>Kim ki savaşta düşmanını gafil avlayıp fırsat vermeden hücum
ederse, zaferi elde eder; savaşı kazanır.<br><br>Baskısız (çivisiz) yongayı
(tahtayı) yel (el) alır, sahipsiz tarlayı sel alır.<br>1. İyi korunmayan araç ve
gereçler çabuk yıpranır; sahiplenilmeyen mallar elden gider, onlara başkaları
sahip çıkar. 2. Çocukların ya da gençlerin denetimini ve gözetimini iyi yapmalı;
aksi takdirde onlar kötü yollara düşebilir, zararlı alışkanlıkların tutsağı
olabilirler. Bunların yanında aile ile bağları kopup ilişkileri tamamen
kesilebilir.<br><br>Başa gelen çekilir.<br>Ne kadar istersek isteyelim kimi
felâketleri, kötü durumları önleyemeyiz; üstümüze çöken acılara katlanmaktan
başka bir şey gelmez elimizden. Bu durumda yapılacak tek şey sabırlı olmak,
sıkıntılara<br><br>Başa gelmeyince bilinmez.<br>İnsan başkalarının uğradığı
felâketlerin, dertlerin ne denli acı olduğunu gerektiği gibi idrak edemez. Ne
zaman ki benzer bir olayla karşılaşır ve acıyı tadar, işte o zaman
anlar.<br><br>Baş başa bağlı, baş da şeriata.<br>Bulunduğumuz yerdeki
yöneticiler, bir üst yöneticiye; üst yönetici ise en üst yöneticiye; o da
şeriata, yani Cenab-ı Hakk`ın koymuş olduğu kanunlara bağlıdır. İnsanların
başına buyruk hareket etmeleri böylelikle önlenir, bir sorumluluk zinciri
oluşturulur. Alttakiler üsttekilere, üsttekiler de şeriate karşı sorumlu
olurlar. Bu durum toplumların genel düzenini sağlamış olur. Ancak günümüzde bu
sorumluluk bağı şeriatla değil, lâik kanunlarla sağlanmaya
çalışılmaktadır.<br><br>Baş başa vermeyince taş yerinden kalkmaz.<br>Bir insanın
gücü sınırlıdır, tek başına her işi yapamaz. Kimi zor işleri yapması için de
başka insanların gücüne, işbirliğine ihtiyaç duyar. Güçler birleştirilince zor
işlerin yapılması da kolaylaşır. Çünkü birlikten kuvvet doğar.<br><br>Baş dille
tartılır.<br>Kişilerin ne kadar akıllı, ne kadar düşünceli oldukları
söyledikleri sözlerle ölçülür. Çünkü konuşmaların tutarlı ve yerinde olup
olmaması böyle bir ölçüm için en elverişli yolların başında gelir.<br><br>Başını
acemi berbere teslim eden, pamuğunu cebinde taşısın.<br>Bir işin yapılmasını
tecrübesiz, beceriksiz, ustalığı olmayan kişilere teslim eden, meydana
gelebilecek zararlara katlanmaya da hazır olmalıdır.



Bu Konuyu Sosyal Ağ Web Sitelerinde Paylaşabilirsiniz...
 
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
12-19-2009, 06:51 PM
Mesaj: #3
RE: Ata sözleri (alfabetik siralama) - isteyen ekleme yapabilir

<b>devamı sonra...</b><br>



Bu Konuyu Sosyal Ağ Web Sitelerinde Paylaşabilirsiniz...
 
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla  Gönder 


Forum'a Git:

Harika-Yorumlar Konu Bağlantı Araçları : Ata sözleri (alfabetik siralama) - isteyen ekleme yapabilir
Etiketler :  
Site Ekle ,harika , yorum , yorumla , yorumlar , forum oyun , spor forum , site tanıt , websiteni ekle , paylaşım , haber yorum, şiir , resim ekle , site ekle , site tanıtım , yorumcu , office , harika site , vidyo , güzel yorumlar , resim yorumlari , rüya yorumları , grafik , tasarim , harika resimler , manzara resimleri , ilizyon, program indir, download, yükle, bedava indir, ücretsiz izle
Harika Konu Linki :  
Sitene Ekle Html Kodu :  
Link Ekle - URL Adresi :  


İletişim | www.harikayorumlar.com | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Hafif Sürüm | RSS
Türkçe Çeviri: MyBB
Powered By: MyBB - Tema Hakları= HaRiKa YoRuMLaR a Aittir!!

Dikkat!!Sitemizdeki mp3 ler tanıtım amaçlı eklenmiştir. Lütfen bilgisayarınızdan 24 saat içinde siliniz.Sitemizdeki paylaşımlar da alıntı olanların belirtilmesi gerekir ayrıca sitemizden alıntı yapıldığında harikayorumlar.com eklenmesi zorunludur!!

Harika Rss / Site tanıt /Rss Abone /         Ücretsiz Site Ekle / Forum Arama / Forum /

Harika Arşiv / Site Map1 / Harika Rss /   Websiteni Ekle / Harika İstatistik / İndir /

Yorum / Site Map 2 / Yorum Nedir? /      Harika Manzaralar / Yorumla / Reklam Ver /

Site Map 4 / Site Map 3 / Site Map 5 /     Günün Yorumları /Haber Yorum, Son Dakika Haberler Tag Cloud GebzeTncl